Hayatın sırrını keşfet!
Hayatın sırrını keşfet!

Bilinçaltı gücünüzün farkında mısınız?

 

Bilinçaltınız yargı yeteneğine sahip değildir. Söylediğiniz her şeyi kabul eder ve inançlarınıza uygun şeyler yaratır. Daima evet der. Bilinçaltınız, sözünü ettiğiniz her şeyi size verecek kadar sizi sever. Ancak bilinçaltınız yanlışı doğrudan, sahteyi gerçekten ayıramaz. Bu yüzden içsel konuşma tarzınızı hemen benimser ve bir süre sonra kendinizi o şekilde hissetmeye başlarsınız. Bunu yeterince uzun süre tekrarlarsanız, bir düşünceyi bilinçaltınızda bir inanç haline getirirsiniz. 

 

Örneğin yoksulluk inançlarını ve kavramlarını seçerseniz, o zaman onları istediğinizi bilinçaltınız kabul eder. Bu şeyler, düşüncelerinizi, kelimelerinizi  ve inançlarınızı daha iyiye doğru değiştirmeye istekli hale gelene kadar size vermeye devam eder. Asla sıkışıp kalmazsınız, çünkü daima tekrar seçebilirsiniz. 

 

Hayata dair olumsuz inançlardan kurtulabilirsiniz. Herkes tarafından sevilen, iyileşmeye hakkı olan ve fiziksel seviyede her türlü olanağı üzerinize çekebilen biri olduğunuzu onaylamaya devam edin. İyileşeceğinizi ve iyileşmeniz gerektiğini bilin..

Olumsuz düşüncelerden kurtulun!

 

İnsanlar sıklıkla bir düşünceyi durduramaz. Aynı düşünce defalarca kendisini tekrarlar durur.
Ancak zihninizdeki olumsuz düşünceleri durdurmayı sağlamak zorundasınız. Aksi takdirde bu olumsuz düşünceleri tekrarladıkça yağmur damlaları misali önce su birikintisi olur, sonra göle dönüşür ve zaman içinde okyanusa dönüşebilir. 

Oysa bir düşünceyi durdurmak mümkün. 
Bunun için kontrolün zihninizde olmadığını anlamanız önemlidir. Esas kontrol zihninizde, yani yüksek benliğinizdedir. 

Olumsuz düşünceler geldiğinde sadece şöyle diyebilirsiniz: “Paylaştığın için teşekkürler.” Bu şekilde, orada olanı inkar etmeden, olumsuz düşüncenin gücünü bir kenara atmış olursunuz.
Kendinize, artık olumsuzluğa teslim olmayacağınızı söyleyin. Bunun için düşüncelerinizle savaşmanıza gerek yok. Kabullenin ve ötesine geçin.
Olumlu düşüncelerle kendinize güzel bir okyanus yaratın..
Yaşam okyanusunda yüzebilecekken, kendi olumsuzluğunuzun denizinde boğulmayın. 

Monotonluktan kurtulun

 

Bazen hayatın akışına öyle bir kapılıyor ki insanlar, herşey kendini tekrarlamaya başlıyor. İşten eve evden işe. Haftasonları ise yine koşturmacalarla geçiyor. 
Alışverişler, hal edilmesi gereken işler, arkadaşlarla buluşmalar, gezmeler. Stres ise sürekli insanlara eşlik ediyor. 
Bu hayat tarzı ne kadar hareketli gözüksede aslında içinde monotonluk gizli.
Bir bakmışınız ki aylar yıllar geçmiş, ve kendinizi tükenmiş hissediyorsunuz.
Tam bu noktada hayatın amacını sorgulamaya başlarsınız. 

Bu iki neticeye götürür sizi: 
Negatif yapınız varsa depresyona girersiniz. 
Pozitifseniz hayatınıza bakış açınızı değiştirir hayattan keyif almaya çalışırsınız, ama buna ek olarak birde cesursanız hayatınızda yapılabilecek BÜTÜN değişiklikleri yapıp esas istediğiniz hayata sahip olursunuz..

Unutmayın ki pozitif düşünce birşeyleri değiştirmek için yeterli değildir. Pozitif düşünceyi harekete geçirecek cesarete ihtiyacınız var.. 
Bu cesaret her insanın yüreğinin bir yerinde mutlaka yatıyor.. 

Bunu keşfetmek ve hayatınıza şekil vermek sizin elinizde.

Tercih her zaman olduğu gibi sizin..

Sorunlarınızı çözün

 

Herkesin hayatta sorunları vardır. Kiminin sorunu büyüktür kiminin ki de küçük.. Peki sorunun büyüklüğünü ne belirliyor??? SİZ !Soruna bakış açınız çok önemli. Emin olun ki sorun ne kadar büyük olursa olsun mutlaka bir çözüm yolu vardır.

Burada önemli olan soruna değil çözüme odaklanmak. Eğer sürekli sorununuza takılıp kalırsanız bu sorunu nasıl çözeceğinize dair düşünme fırsatınız olmaz.  
Böylelikle kafanızdaki sorunu büyütüp kendinizi işin içinden çıkamaz hale getirebilirsiniz. 

Unutmayın ki yaradan kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemezmiş ! Size de garezi olmadığına göre sorununuz mutlaka çözülebilecek boyuttadır....
Sadece konsantre olup düşünün, söylenmeyi bırakın !

İşinizden memnun değilseniz her sabah oflayarak evden çıkıp akşam bitkin ve mutsuz şekilde eve döneceğinize ya iş yerindeki sorunu çözün ya da yeni fırsatlar araştırın.
Olaya "Aman yeni iş yeri bundan sanki daha mı iyi olacak, kim uğraşacak yeni işyerini tanımakla" derseniz daha denemeden kaybetmiş olursunuz ve sorununuzu hayat boyunca sırtınızda bir yük olarak taşırsınız. 

Denemeden bilemezsiniz! Sizinkisi sadece yorum ve yanılma payınız çok yüksek. 
Referans olarak sakın insanların kötü tecrübelerini alıp caydırıcı unsur olarak kullanmayın. Böyle konularda deneyim kişiye özeldir genelleştirilemez! 
Unutmayın ki siz ne isterseniz o olur. Bunun için çaba göstermeniz lazım.
Iki kere uğraşıp aman bu iş olmayacak derseniz olmaz.

`İnsanlar, uğrunda çaba gösterdikleri her şeye ulaşırlar. Ey bahtlı kişi! Kuru duayı bırak. Ağaç mı istiyorsun, tohum ekmelisin.`
Mevlana

Sorunu ne şekilde ele almak lazım?

Sorunun en güzel çözüm yolu en basit yoldan geçer:
Yazmak ! Düşünceler kağıda dökülmedikçe asla netleşmez. Beyin okuyunca daha iyi algılar.
Önce sorununuzu bir kağıda detaylı bir şekilde listeleyin.
Ardından çözüm için elinizde ne var onu yazın.
Son olarakta çözüm için ne gerekiyor onu sıralayın ve gerekli şeylere ulaşmak için ne yapmanız gerekir onu yazın.

Örnek: 
Problem: Iş yerinden memnuniyetsizlik
Elimde olan doneler: İyi bir eğitim, tecrübe, sertifikalar vs.
Çözüm: Yeni bir iş
Çözüm için gerekenler: Iş başvurusu -> internet, fuarlar, iletişim kurma, yeni ortamlara girme vs.


Sorunlarınızı minimuma indirmeniz dileklerimle..

Korku nedir?

 

Hepimizin korkuları vardır bu hayatta. Ölüm korkusu, parasızlık korkusu, sevdiğini kaybetme korkusu, yükseklik korkusu. Daha birçok şey sayılabilir.
Ancak hiç düşündünüz mü tam olarak neden korkarız?
Siz hiç korkan bir çocuk gördünüz mü? Onlar gayet cesur ve korkusuzdurlar..
Ta ki anne baba veya çevre korkuyu onlara öğretene kadar.
Aman çocuğum dikkat et düşersin (korkusu), aman sıkı giyin hastalanırsın (korkusu), yabancılarla konuşma zarar görürsün (korkusu)..
Elbette çocuklarınıza tehlikeleri anlatıp onları uyarmanız gerek ancak bu illa ki korkuyu yansıtarak yapılması gerekmez.
Korku aslında zihninizde oluşan bir duygudur ve tamamen olumsuz negatif bir düşünceden ibarettir.
İşte tam bu yüzden her zaman "Korktuğunuz başınıza gelir".
Korku gerçekleşmemiş bir olayın zihinde yaşanması ve yaşanmış gibi de o an azda olsa CRH ve ACTH hormonların (yani stres hormonların) salgılanmasına neden olur. Bunu sürekli yaptığınızda yaydığınız negatif titreşimler bu düşüncenin başınıza gelmesine sebep olacaktır.
Mutlaka yaşanan kötü tecrübeler de korkulara yol açar. Ama bir kez yaşanmış bir olay sürekli kendini tekrarlayacak diye bir kural yok. Tekrarlanmasına aslında siz izin veriyorsunuz.
Zihninizi korkularınızdan arındırın. Korkunuzu düşünmeye başladığınızda hemen bu düşünceyi durdurun ve güzel bir anınızı aklınıza getirin. 
Beyninizdeki yayın kanalını değiştirin tıpkı TV'de istemediğiniz bir filmi geçerek sevdiğiniz bir diziyi veya belgeseli izlediğiniz gibi. 

Unutmayın beyninizin kumandası sizin elinizde..

Yaşlılık üzerine

 

Çocukken hiç birimiz yaşlanmaktan kork-madık.Aksine heyecan ve sabırsızlıkla büyü-meyi bekledik. Sonra büyüdük ve yaşlandığımız için paniğe kapılmaya başladık..
Peki yaşlanmak tam anlamıyla ne demek?
Kimileri için yaşlılık kırkında başlar kimi için atmışında..
Oysa ki biyolojik yaşımız sadece rakamdan ibaret. 
Beynimiz bedenimize hükmediyorsa ve ruhumuz da beynimize hükmediyorsa o zaman ruhumuz aynı zamanda bedenimize hükmediyor demektir.
Nice insanlar gördüm kırkında olup otuz gibi gösteren ve nice insanlar gördüm otuzunda olup kırk gibi gösteren.
Gerçek yaşımız ruhumuzda saklı buda doğal olarak dış görüntümüze yansıyor.
Beynimizi neye inandırırsak onu yapar çünkü düşüncelerimiz beynimiz için komut gibidir.
Eh artık ben kırk yaşıma girdim yaşlanmaya başlıyorum derseniz ve bunu sürekli tekrarlarsanız o zaman beyin bedene şu komutu verecek - yaşlanmaya başla!
Tabi ki yaşlanma doğal bir süreç ve bunu engellemek imkansız ama bunu geciktirmek tamamen sizin elinizde. Ancak sağlığınıza da dikkat etme şartını gözardı etmemek lazım!
Gamsız dertsiz veya pozitif insanların ne kadar genç gösterdiğini hiç fark etmediniz mi?
Ingiltere'nin en yaşlı insanı bu sene 110'uncu doğum gününü kutladı ve bunun sırrı nedir diye sorduklarında POZİTİF OLMAK şeklinde yanıt verdi.

Bu kadar basit mi? EVET!

Ruhunuzun daima genç kalmasını sağlamanız dileklerimle..

Hayat ve resim yapmak

 

Hayatın resim yapmakla ne alakası var diye soracaksınız şimdi. Ben hayatı resim yapmaya benzetirim.
Size sunulan bir çerçeve, boya fırçaları ve boyalarınız var. En önemlisi de resim yapmak için size verilmiş boş ve kocaman bir tablo var.

Kaderi çerçeveye benzetirim. Sınırları belirlenmiştir tıpkı ömrünüz gibi, anne babanız gibi.
Boya fırçaları ve farklı boya renkleri ise doğuştan size verilen yetenekler ve imkanlardır.
Dünyaya ise bomboş bir sayfa ile gelirsiniz- bu sizin tablonuz olacak.
Tek bir kural var sadece tek bir tablonuz var ve atılan her fırça için geri dönüş yok.

Tecrübeniz olmadığı için resim yapmaya başladığınızda hata oranınız yüksektir.
Belki sadece iki fırçanız ve üç farklı boyanız var. Ve bu imkanlarla büyüdğünüz için başka boyaların varlığından haberiniz bile yok.
Burda iki seçenek var. Ya kaderin size başta verdiği imkanlarla yetinir ve koca tabloyu üç renkte boyarsınız ya da cesur olup dışarıya çıkıp başka boya var mı ve bunu nerden temin edebilirim diye arayışa girersiniz. Bu noktada şunu unutmayın ki akıl bize verilmiş en önemli silahlardan biridir.

Farz edelim ki başka bir yerden bir sürü renkte boya buldunuz. Yine iki tercihiniz var. Ya hepsini kullanıp rengarenk bir tablo yapabilirsiniz ya da buna rağmen üç renkte boyamaya devam edebilirsiniz.

Yaptığınız resimde en önemli noktalardan biri de ya hayal gücünüzü kullanırsınız ya da önünüze bir model alıp onu kopyalamaya çalışırsınız. Kopyalamada ise en büyük risk bire bir aynısını resmedememek ve bundan dolayı mutsuz olmamaktır. 

İşte bu yüzden cesur olun ve kabuğunuzdan çıkıp bir bakın başka boyalar var mı resminizi tamamlamak için. Ancak o zaman bize hediye edilmek üzere bekleyen nimetleri ve fırsatları bulacaksınız.. 
Unutmayın ki yerinden hareket etmeyene kader asla yardım etmeyecektir..

Mutluluk

 

Maalesef bu zamanda mutsuz insan sayısı mutlu insan sayısından çok daha fazla. Peki mutsuzluk kaderimiz de yazılı olan birşey midir? KESİNLİKLE HAYIR! Mutluluğumuzu da mutsuzluğumuzu da kendimiz yaratırız. Hayatımızı düşüncelerimizle yönetiriz ve buna göre kararlar alırız. Ama ya bu düşünceler olumsuzluklarla dolu ise? 

Örneğin bir işi çok istiyorsunuz. İçinizden bir ses haykırıyor bu iş mutlaka olmalı diye. Sonra bir ses daha yankılanıyor: "Amaaan onca aday içinden seni mi seçecekler? Sen bu ve şu noktada eksik kalırsın."

İşte bu konuşan ses bizim egomuz.Ve bizi bastırıp alt etmek için elinden geleni yapacaktır. 

Genelde de başarılı oluyor-maalesef. 

Diyelim ki çok aşıksınız ve güzel bir ilişkiniz var ama içinizden o ses diyor ki "Her mutlu aşk bir gün biter derler, seninkisi de biterse şaşırma" Işte bu şüpheler yüzünden yaydığınız negatif titreşimler olumsuzlukları beraberinde getirecektir ve bir bakmışsınız ki "Korktuğunuz başınıza gelecek" çünkü "Akla gelen başa gelir" derler. Madem öyle o zaman aklınıza güzel şeyler getirin. O kötü düşünce geldiğinde kısaca gözlerinizi kapatın, hayalinizde düşünceyi bir sabun köpüğün içine atın ve ışığa gönderip patlatın.

Inanın bana faydasını göreceksiniz.

Herşey bizde bitiyor öyle çok uzakta çareyi aramayın.

Çaresiz değilsiniz Çare SİZSİNİZ!